İçeriğe geç

Fotoğraf çekerken…

Gördüğümüz bir manzarayı ya da yakınlarımız ile bulunduğumuz bir anı ölümsüzleştirmek için fotoğraf çekmek, çoğumuz için bir alışkanlık haline gelmiştir. Kim bilir, belki de anılarımızın zamanla değişebileceğini düşünüp, çektiğimiz fotoğraf karelerini, dış ortamda fiziksel ya da dijital olarak saklamak istediğimizden olabilir. Belki de zihnimizde canlandırdıklarımızı başkaları ile paylaşamadığımızdan, fotoğrafı bir ifade biçimi olarak görüyoruz.

Bence fotoğraf, bir “farkında oluş” sürecidir. Farkettiklerimi, göstererek ifade ettiğimi düşünüyorum. İlk paragrafta bahsedilen ikinci şık üzerine biraz daha yoğunlaşırsak, yani fotoğraf çekmeyi bir ifade biçimi olarak görürsek, onu sanat dalları arasına kolaylıkla alabiliriz, ki zaten öyle 🙂 Peki, fotoğraf çekerken yapılan, aslında dış dünyada hazır olan bir şeyi, belli ölçülerde, kayıt altına almak ise, nasıl oluyorda bir ifade biçimi oluyor? Fotoğrafçı genelde kurgu ile pek oynamaz, belki bir kaç nesne ekler ya da temizlik yapar, ama mesela bir manzara fotoğrafında dağları oynatamaz, ya da bir portrede insanların fiziksel özelliklerini değiştiremez. Bakıldığında kişinin dışından içine doğru bir yönelim var gibi duruyor. Bir romandaki gibi, içinden geçenleri kurgulayıp dışarı aktarmıyor, içerden dışarıya aktarım yok gibi.

Bu konuya tekrar döneceğim, şimdilik kendini ifade etmek terimine geri dönersek, fotoğraf çekmenin amacı paylaşmak oluyor çoğu zaman. Doğrudur paylaştıkça değer kazanıyor bazı şeyler. Ancak benim üzerinde durmak istediğim konu, fotoğraf sanatında aslında mekan ve zaman içinde bir arayış olduğu fikridir.

Buldum: “işte o an…”

Nasıl ve nerede olursa olsun fotoğraf bir şeyi anlatmak ister. Sahne bazen hazır gelir, bazen de ufak dokunuşlar yapılır. Kadraja alınan görüntüde, aslında o aranılan şeylerin yerli yerine oturması beklenir. Çeşitli değişkenler, istenilen hizaya geldiği zaman, dersin işte o an….

Bir örnek; genelde herkesin hoşlandığı manzara fotoğrafı çekmek istiyoruz. Bir kere göze hoş gelen muazzam bir görüntü var önümüzde. Belki rastgele, belki bilerek tırmandın bir yamaca ve farkettin. İşte farketmek ile arayış başladı, bakmak isteyeceğin bir açı, yani karşıdaki şeylerin perspektif üzerinden yerleşimlerini deniyorsun. Eğildin olmadı, daha yükseğe çıktın olmadı, yere yattın biraz olur gibi, sonunda karar kıldın bir hizaya… Peki zaman uygun mu? Karşıdaki nesnelerin ışıkla boyanması seni tatmin ediyor mu? Güneşin tepede olduğu zaman uygun mu? Belki akşam vaktinde, biraz kızıl renkler ile süslemek isteyeceksin. Ama bence bilerek oraya vardıysan varış saatini de ayarlamışsındır kesin. Bir arayış da bu, zaman içinde, her an olmayan bir şeyi arıyorsun, zamanda arıyorsun.

Bunlar tamam, acaba deklanşöre bassam mı?  Hazırsan bas gitsin. Ama arayış derin olmalı, hatta hiç bitmemeli, belki mevsim uygun ve mekan da göçmen kuşların güzergahıdır! Geçişlerini beklesek daha iyi olabilir. Hatta kadraja almadığını farkettiğin ufak bir orman evi var yamaçta. Ne kadar güzel, hayat içinde hayat var. Sen de aramadığın bir şeyi buldun, farkettin. Bak şimdi yeni farkındalık ile yeni arayışlar başlayacak. Yorulmuşsundur belki gezintiden, ziyaret etmek istersin. Hatta yaşamları nasıl, ne yaparlar ne yerler diye düşünmeye başlamışsındır. Bu insanlar ile tanışmak istedin, hem de yakından yüzlerindeki yaşanmışlığı çekmek istedin. Ama dur bir dakika, yüz hatlarını hangi ışıkta daha iyi ortaya çıkarabilirim? Acaba ineklerini sağarken mi ölümsüzleştirsem… Bir an sonra, evin yanında bulunan, sundurma altında depoladıkları yakacak  odunlarının azaldığını farketmişsindir. Acaba odun toplamaya gidecekler mi? Dönüşte sırtlarında taşıdıkları odunlar ile fotoğraflarını çekerek, bu hayatın zor yanlarını mı göstereceksin?

Bilinçli tanık

Sorular bitmez, ne ortaya koyacağımız belki de nasıl aradığımıza bağlı. Her zaman ne aradığımızı bilemeyebiliriz, ama en azından bir farkındalık içinde aramalıyız derim ben. Yani antenler açık olmalı. Bir de dikkat ettiyseniz, daha fotoğraf çekmeden biz paylaşmaya başladık. Zihnimiz ile çevremiz arasında çoktan bir iletişim oluştu. Bu fotoğraf gezisinden sonra, bence göçmen kuşların rotalarını daha iyi bileceğiz, doğaya daha saygılı olacağız. Orman evindeki insanlar ile konuşmak istedik hayatlarına katıldık bir süre. Bütün bu oluşları farkettik, zihnimizle aralarında bir şekilde bir bağ oluştu.

Fotoğrafı ortaya koyduktan sonra da dedik ki; işte ben bunları gördüm, bu varlıkların farkına vardım. Doğru zamanı, doğru mekanı aradım, seçtiğim konum buydu, nesneleri bu açıdan görmek ve göstermek istedim. Ben tanık oldum, hem de bilinçli bir tanık… İfade ettim, olanları kendimce.

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: